RESİMLE TERAPİ
Herkes hayatının bir döneminde kendini karanlık ve çıkmaz sokaklarda bulabilir. Günlük yaşamın getirdiği zorluklarla karşılaştığımızda ya da geçmişten bugüne taşıdığımız travmalarla kendimizi bir anda mutsuz, güvensiz, panik atak ve depresyonun eşiğinde hissedebiliriz. Kendimize olan güvenimizi yitirir ve nedenini çözemediğimiz korkularla karşı karşıya kalabiliriz. İşte bu noktada bize yardımcı olabilecek uzmanlardan yardım alırız. Yurtdışında yıllardır uygulanan ve tamamlayıcı bir tedavi yöntemi olarak kullanılan bir çalışma var. “Resimle Terapi”. 7 yıldır İsviçre’de resim ve sanat terapisti olarak çalışan Emine Bauer Burkay ile insanın kendini keşfetme, korkularından arınma ve hayata daha pozitif bakmayı kolaylaştıran resim terapisi yöntemi üzerine söyleşi yaptık.
Emine hanım önce bize biraz kendinizden bahseder misiniz?
İstanbul’da doğdum. 1981 yılında eğitim için İsviçre’nin Zürih şehrine yerleştim. 1991 yılında Peter Grenacher’in resim akademisinde çalışmalarım oldu. Aynı sene Zürih’de ilk kişisel sergimi açtım. 1996 yılında ise Zürih uygulamalı eğitim merkezinde (integratives ausbildungszentrum) 5 yıllık sanat ve terapi eğitimi aldım. İki yıl sonra Kanton Thurgau Münsterlingen Psikiyatri Kliniği’nde resim ve tasarım atölyesinde bir sene boyunca çalışarak stajımı tamamladım. Bu süreç içinde bireysel ve grup terapilerinde asistanlık yaptım. Çok sayıda süpervizyon çalışmaları ve ekip çalışmalarıyla tecrübelerimi zenginleştirdim. 1999 yılında ise kendi resim ve tasarı atölyem Aurora’yı açtım ve yeminli terapist olarak her yaş grubuyla çalışmalarımı sürdürüyorum. Önümüzdeki yıl Türkiye’de de çalışmalarımı sürdürmek ve Türk halkına da faydalı olmak istiyorum.
Resimle Terapi Atölyesine Katılmak İçin Ressam Olmaya Gerek Yok…
Emine Bauer, “Atölyeye katılanların çok güzel resim yapması önemli değil ayrıca bu çalışmalar hiçbir özel çaba ve sanatsal yetenek gerektirmiyor” diyor. “Atölyeye gelenler, ben hiç çizemem dedikleri zaman, onlara, siz elinizi serbest bırakın, o ne çizeceğini bilir” diyorum. “Bazen kişi kendi yaptığı resimler karşısında hayrete düşüyor ve neden bu resmi çizdim diye kendine soruyor. Bunlar bizim için sürpriz resimler oluyor. İnsan resim yaparken kendi başına bir yolculuğa çıkıyor. Bu yapılan yolculukta bir keşif süreci yaşıyor. Yapılan resmin güzelliğinden çok içerdiği ve anlattığı mesajlar çok önemli. Yaptığımız resmi anlamaya çalışırsak önemli mesajlar alabiliriz”.
Anlık Ortaya Çıkan Resimlerimiz Kendi Kendimize Yazdığımız Mektuplardır…
“Resim yaparak kendinizi keşfedin” sloganını benimseyen Emine Bauer Burkay, bu yöntemin yediden yetmişe her yaş grubuna hitap ettiğini belirtiyor. Bu atölyede yapılan çalışmalardaki amaç; insanın kendini sevmeyi öğrenmesi, tanıması, kendi kendine onay vermesi ve kişiyi sıkıntıya sokan durumların üstesinden gelmeyi başarmasıdır. Emine Bauer, resimle terapi nedir sorusunu, “Kelimelerin yetersiz kaldığı durumlarda o anlık düşünce ve duygularımızın renk, form, sembol ve desen olarak kâğıda yansıması ve dışa vurumudur” diye cevaplıyor. “Anlık ortaya çıkan resimlerimiz, kendi kendimize yazdığımız mektuplardır” diye sözlerine ekliyor. Neden resimle terapi diye sorduğumuzda ise, “İnsanın hiç tanımadığı birine duygularını açması bazen zor olabiliyor ve bu noktada yapılan resimler bize aracılık ediyor ve o kişinin ruhsal dünyasının bir aynası olarak karşımıza çıkıyor” diyerek bizi aydınlatıyor. Ayrıca, “Bu yöntemle birey hayatın zorluklarını başka türlü çözmeyi öğreniyor” diye sözlerine ekliyor ve resim terapisinin yararlarını maddeler halinde şöyle sıralıyor:
*Resim yaparak kendimizi keşfetmek ve tanımak.
*Duyguların resimle ifade edilmesiyle kazanılan yeni bakış açıları ve tecrübelerle hayatın inişli çıkışlı yollarında kolayca ilerlemek.
*Günlük yaşamı kolaylaştırmak.
*Korku, güvensizlik, İçimizdeki yaraları iyileştirmek, korku, güvensizlik gibi sürekli beraberimizde taşıdığımız rahatsızlıkları resim yoluyla çözmek.
*Yeteneğimizin farkına vararak özümüze ulaşmak.
*İçimizdeki çelişkileri görmek, gerginlikleri azaltmak ve yeni enerjiler uyandırmak.
*Resimle ifade yolunu kullanarak engelleri çözmek ve özgüvenimizi arttırmak.
*Renk ve formlardan ilham alarak kendi özümüzü şeffaflaştırmak ve su yüzüne çıkartmak.
*Resim yaparak yüklerimizden kurtulabilmek ve resimlerimizi kendimizin birer aynası olarak görmek.
*Resimle ifade yoluyla değer yargıları ve kıyaslamalardan arınmak.
Resim Yaparak Kendinizi Keşfedin…
Atölyeye gelenlerden 15 dakika kadar kısa bir süre içinde, istediği boya kalemlerini kullanarak bir resim çizmesi isteniyor. Sürenin kısa tutulmasının sebebi; hastanın güzel resim yapmaya çalışmadan ve üzerinde bir baskı hissetmeden elini serbest bırakıp içinden ne geliyorsa onu çizmesi. Hiçbir hasta birbiriyle karşılaşmıyor ve çalışmalar tek başına yapılıyor. Emine Bauer’ resim çizimi bittikten sonra hastalardan, ben niye bu resmi yaptım sorusunu kendilerine sormalarını ve çizilen resme yoğunlaşarak resimle ilgili düşüncelerini, çağrışımlarını bir kâğıda yazmalarını istiyor. Ve artık bundan sonra, hasta ve terapist birlikte 1,5 saat sürecek keşif yolculuğuna çıkıyor…
Her Derde Deva…
Resimle terapi hangi hastalıklarda işe yarıyor sorumuza verilen şıklar oldukça fazla. Emine Bauer, bu terapi sürecine katılmak için illâki bir psikolojik soruna sahip olmak gerekmediğine de dikkat çekti ve şıklarını sıraladı:
*Panik Atak
*Manik Depresif
*Depresyon
*Şizofreni
*Psikoz
*Kanser
*Alkolizm
*Özgüven Eksikliği
*Ergenlik sorunları
*Hayata pozitif bakmak isteyenler
*Ruhsal ve bedensel sağlıklarını korumak isteyenler
*Günlük yaşam motivasyonu
*Kendine sevgi, saygı ve anlayışla yaklaşmayı öğrenmek için
*Yasta olanlar
Yapılan Resimler Ruhun Röntgen Filmleridir…
Hastanın size ilk başvurduğu gün yapılan resimle daha sonraki resimler arasındaki farkı görebilmek için çizilenler birer belge özelliği taşıyor değil mi? “Evet ben buna ruhun röntgen resimleri diyorum. Böylece elimizdeki bu resimlerle aşama aşama bütün gelişimi görebiliyoruz. Burası aslında bir okul gibi. Yaratıcı gücünü keşfediyor ve geliştiriyorsun”.
Siyah Karamsarlığın Rengi mi?
Yapılan resimlerde kullanılan renklerin bir anlamı var mı diye sorduğumuzda Bauer sorumuzu şöyle yanıtlıyor. “Tabi ki renklerin genel bir anlamı var, ama biz renkleri ve çağrışımlarını kategorileştirmiyoruz. Çünkü bu her insana göre değişiyor. İnsanların kırmızı renge yakınlığı ve uzaklığı farklıdır. Bazılarında negatif duygular uyandırırken bazısında bunun tam tersi olabiliyor”. Bu arada renk söz konusu olunca kızımın resim yaparken siyah rengi kullanmasından duyduğum endişeden söz ettim. Emine Bauer, siyahın hiç de benim düşündüğüm gibi karamsarlığın rengi olmadığını ve bu konuda ailelerin asla endişe duymamaları gerektiğini söyledi. Siyah kalemle beyaz bir kâğıdın tam ortasına bir nokta çizdi ve kâğıtta ne gördüğümü sordu. Ben de doğal olarak küçücük bir siyah nokta diye cevap verdim. Bunun üzerine Bauer, koskocaman ve bembeyaz kâğıdın ortasında iğne ucu kadar görünen siyah rengi fark etmemi, siyah rengin dominant bir renk olma özelliğine bağladı. “Çocuklar siyah kalemle hızlı bir şekilde bir şeyler çizip ailelerine göstermek ister, bu rengi tercih etmelerinin sebebi daha dikkat çekici olmasıdır” diyerek içime su serpti. Emine Bauer ayrıca, “Şu resmi yapmak şu anlama gelir diye de bir durum söz konusu değil, herkes kendi resmini kendi yorumlar” dedi. Böylece herkesin reçetesinin kendisinde gizli olduğu anlaşılıyor.
İnsana İnsan Gerek, İnsandan Öte Sevgi Gerek…
Ülkemizde Ruh Sağlığı Platformunun hazırladığı fakat henüz yürürlüğe girmeyen ruh sağlığı yasasından söz ettiğimde Emine Bauer bu düşünceyi gönülden desteklediğini belirtti ve ruhsal problemler yaşayan insanların aslında çok zeki ve hassas insanlar olduğuna dikkat çekti. Ve sözlerini şöyle tamamladı: “Bütün bu rahatsızlıkların temelinde özgüven ve sevgi eksikliği yatıyor. Bu insanları dışlayarak onların kendilerini yalnız hissetmelerine neden oluruz. Psikolojik sorunları olan insanlara “lütfen” sevgiyle ve şefkatle yaklaşalım. Onay, sevgi, saygı ve ödüllendirme onlar için en iyi ilâç…
Şefkat Eldivenleri…
Emine Bauer kliniğindeki genç bir hasta için oluşturduğu buluşundan söz etti. “Bir gün genç bir hastam kliniğe geldiğinde yüzü çizikler içindeydi. Onu görür görmez ilk aklıma gelen şey bebek eldivenleri oldu. Bebekler doğduklarında yüzlerini çizmesin diye takılan eldivenlerden söz ettiğimde genç hastamın gözündeki ışıltıyı fark ettim. Akşam eve gittiğimde erişkin bir insana bebek eldivenlerinin uygun olmayacağını düşündüm, yumuşaklık hissini verebilecek içi pamuklu, dışı orijinal kürk parçalarından bir eldiven hazırladım. Bir ay sonunda kendisine yazdığım bir mektupla özel bir seremoni düzenleyerek kendisine hediye ettim. Bunun adına da Şefkat Eldivenleri adını verdim. İlginçtir ki; masamda duran eldiveni gören herkes eline geçirip hemen yüzünü okşamaya başlamıştı”. Neden kürk? “Çünkü hastanın kendine yaptığı aslında hayvansı bir davranıştı. Ona yazdığım mektupta da hayvanların sadece avlanmak, hayatta kalmak ve kendilerini korumak için vahşi olduklarını yazmıştım. Bu yaptığı davranışın aslında kendine zarar vermek olduğunu göstermek istedim. İsterse ellerini kendini sevmek için de kullanabileceğinin somut bir göstergesi oldu şefkat eldivenleri buluşu”.
Formların Genel Anlamları…
Emine Bauer, formların genel anlamları olsa bile kişiden kişiye değişebileceğini özellikle belirtti.
Kare: Ayağının altında yeri hissetmek isteyen, sertlik, sınırlara önem veren. Bu kişiler resim yaptıkları kâğıdın kenarlarına muhakkak sınırlar çizer.
Daire: Bütünlük, yumuşaklık, açıklık.Yuvarlak şekiller insana iyi duygular verir.
Üçgen: Anne, baba, çocuk. Aile ilişkileri, kendini aşma isteği…İsimleri gizli kalmak şartıyla terapi süreçlerini tamamlayan kişilerin Emine Bauer’e yazdığı mektuplardaki minnet dolu duygularını okudum. Bana da 15 dakika içinde çizdiğim resimlerle duygu fırtınası yaşattığı için ve ayrıca çizdiğim bir resmi olumsuz yorumlayışıma karşılık kendisinin yaptığı yorumla içimde kapalı tuttuğum penceremi açmamı sağladığı için kendisine çok teşekkür ediyorum.
Thursday, April 19, 2007
Subscribe to:
Post Comments (Atom)
No comments:
Post a Comment