Ergen Psikiyatrisi Bölümü’nde düzenlenen Okuma Terapisine ben de izleyici olarak katıldım. Etkinliğin başlamasına çok az bir süre vardı ve bütün çocuklar masanın etrafına toplanmıştı bile. Salona girdiğimde herkesin yüzünde bir gülümseme, hep bir ağızdan konuşmalar, espri yapanlar ve üzerimdeki meraklı bakışlar... Muzaffer İzgü’nün, 17 yaşındaki Sevda’nın tutkulu ve masum aşkını anlatan “İçimde Çiçekler Açınca” romanından bir bölüm seçilmişti. Çalışma başlayınca salon bir anda sınıf havasına büründü. Herkes okumak için birbirleriyle yarışıyordu adeta. Havaya istekle uzanan parmaklar, “ben de, ben de !” diye bağıran bebek yüzlü koca yürekli gençler… Bazı çocuklar kendi içlerine dönmüş sadece izliyor, bazılarıysa uyuyordu. Okuma esnasında kalkıp şarkı söylemek isteyenler bile oldu. Herkes bu ayrıksı davranışlara o kadar alışkındı ki, kendi hallerine gülüyorlardı hep bir ağızdan. Kolları jiletle kesilmiş bir genç kız arada bir bana dönüp “biz buraya boşuna gelmedik” diyordu. Çıkışta etrafımı birkaç genç kız çevirdi ve saçlarımdaki bir tutam mor renkle ilgilendi. Kim olduğumu bilmiyorlardı ama değişik birini görmekten dolayı çok mutlu olduklarını ifade ediyorlardı. Ben de onlara, okuma terapisinde gözlerinde beliren ışıltıyı asla kaybetmemelerini önerdim. Aslında çoğunun söyleyecek bir şeyleri vardı, birileri onları dinlediği sürece. Hepsinin bir hikayesi ve sol yanlarında sızıları vardı belli ki. Çoğu lise öğrencisiydi ve rahatsızlıkları yüzünden okullarına ara vermek zorunda kalmışlardı. Belki derslerinden geri kalıyorlardı ama burada kendilerini keşfediyor, sorunlarının farkına varıyor ve başka insanların da aynı sıkıntıları yaşadıklarına tanık oluyorlardı. Kitap okumak, şiir dinlemek onların yaralarını sarmalarına şifa olmuştu belli ki. Sizler de aşağıdaki söyleşiyi okuyunca, aileleri ya da toplum tarafından üzerlerinde baskı hisseden ve yeterince sevilmediklerini düşünen bu gençlere yardımcı olmak için belki çalışmalara katılmak istersiniz.
Bu etkinliğin amacı nedir?
Burada bulunan ergenlik çağındaki çocuklar hem ilaç tedavisi hem de psikoterapi görüyorlar. Ama bunun yanında sosyal etkinliklere de ihtiyaçları var. Bu etkinlikten önce iki sene resim çalışmaları yapılmış ve çok olumlu sonuçlar alınmış. Yapılan etkinliklerin ve seçilen kitapların amacı bu çocukların hayata dair umutlarını onarmalarına yardımcı olmak. Çünkü bu çocukların en büyük sorunları hayata, geleceğe ilişkin umutlarının ve inançlarının çok zayıflamış olması. Bunu onarmanın bir yöntemi de edebiyat.
Nasıl bir yöntem izliyorsunuz?
Ben bu çalışmanın eğitimini almadım. Deneme yanılma yoluyla bazı saptamalarım oldu. Mesela ilk başladığımda parçaları ben okuyordum ama bu onların doğal olarak sıkılmalarına neden oldu ve ilgi dağıldı. Onların etkin olmalarını sağlamak için okunacak metinlerin fotokopilerini dağıttım ve herkes sırayla birer bölüm okumaya başladı. Bazen bir hikaye ya da romandan bir bölüm okuyorum. Sonrasında hikaye üzerine tartışıyoruz.
Kitap seçimindeki kriterleriniz nedir? Doktorlarla birlikte mi seçiyorsunuz?
Çalışma öncesinde uzmanlarla, okunacak kitapların içeriğinde intihar, ölüm, umutsuzluk gibi olguların olmaması gerektiğini konuştuk. Edebi değeri çok yüksek olan ama karamsar olan eserleri seçmiyoruz. Mesela İpek Ongun’un gençlik hakkında umut dolu kitapları var. Ataol Behramoğlu’nun şiirlerinde de büyük bir yaşama sevinci var. Ama bir yandan da her şeyi toz pembe göstermiyoruz. Zorluklardan nasıl kurtulabildiklerini gösteren kitaplar yazanlar arasında Adnan Binyazar var ve ocak ayında konuğumuz olacak. Masalını Yitiren Dev adlı romanında kendi çocukluğunu, gençliğini ve ailesi olduğu halde çöplerden yemek aradığını ve 16 yaşından sonra okula gittiğini anlatıyor. Burada önemli olan yazarın yaşadığı bütün olumsuzluklara rağmen ayakta kalmayı başarabilmesi ve hayata tutunabilmesi. Çocuklar sonu belirsizlikle biten hikayeleri sevmiyor. Onların sorunlarına ışık tutabilecek, hayatın içinden dinamik parçaların olması çok önemli.
Etkinlik işe yarıyor mu?
Bu çalışmadan fayda gören çocuklar var tabii. Arada bir şiir günleri düzenliyoruz. Bu dinleti sonrasında gençlerden biri, sevdiği şairlere ait şiirlerden oluşan bir defter hazırladı ve her gelişimde defterinden bir şiir seçip bana okuyordu. Bunlar o çocuğun yaşama tutunmasına ve dolayısıyla daha çabuk iyileşmesine sebep oldu. Bu seanslardan sonra günlük tutanlar ve hikaye yazanlar bile oldu. Mesela bir çalışmada Haldun Taner’in hikayesini belli bir yere kadar okuduk. Kitapta sözü edilen iki sevgili, sinemaya gitmek için sözleşir. Erkek sinemanın önüne gelir ve kızı bekler. Aradan iki saat geçer ve kız ortada yoktur. Erkek bunun üzerine kızın kendisini istemediğini ve ortada başka bir erkek olma ihtimalini düşünerek kuruntulara kapılır. Hikayenin bu noktasında okumayı kesip ve onlardan kızın neden bu kadar geç kalmış olabileceğini söylemelerini istedim. İçlerinden biri “kesin kızın gözü başkasında, ben olsaydım ya intihar ederdim ya da kızı öldürürdüm” dedi. Bunun üzerine başka biri “hayır, öldürmeye ne gerek var. Belki de kızın geçerli bir nedeni vardır, konuşmak lazım önce” dedi. Ben de bu görüş üzerine “kızın nasıl bir geçerli sebebi olabilir, bunu düşünün şimdi” dedim. “Sinemanın yerini şaşırmıştır”, “evde hasta vardır” ya da “kendisine bir şey olmuştur” gibi nedenler sıraladılar. Ben de “o zaman bunca mantıklı sebep varken neden hep en olumsuzuna odaklanıyoruz ve kesin bir yargıya varıyoruz?” dedim. Hikayenin sonunu okuduğumuzdaysa, kızın haklı bir nedeni olduğunu kendileri de gördü. Çoğunlukla doğru olanı ve yapılması gerekeni kendileri buluyorlar. Ve genelde kendi problemlerinden yola çıkarak bir hikaye yaratıyorlar. Bu yöntem onların eğlenmelerine ve merak duygularının uyanmasına neden oluyor. Merak duygusunun ortaya çıkması, hayatla pozitif bir bağ kurma anlamına gelmesi açısından çok önemli. Kendileri bir şey yarattıkları için de çok mutlu oluyorlar. Bu çalışmadan sonra, “intihar ederdim” diyen çocuk -ki zaten buraya gelme nedeni intihar teşebbüsüydü- benden Haldun Taner’in başka bir kitabını istedi. Bir sonraki buluşmada çalışmalara katılımda daha istekli davrandı. Bazen doktorlara anlatamadıkları şeyleri bu okuma seanslarında da dile getirebiliyorlar. Bu onlar için çok yararlı oluyor. Zihinsel engelli olan ve ailesi tarafından terk edilmiş bir kız var mesela burada. Ailesi tarafından istenmiyor. Durumundan dolayı, etkinlikten bir fayda sağlamadığını düşünüyorum aslında; ama beni görünce çok seviniyor, alkışlıyor ve çoğu zaman elinde bir kitapla geliyor. Orada bulunmak onu çok mutlu ediyor.
Bu etkinliğe karar vermenize sebep olan neydi?
Kemal Bey’le daha önceden tanışıyorduk. Bana gönderdiği bir yazıda, buradaki çocukların resim çalışmalarına başladıktan sonra değişen ruh hallerinden, neşelerinden ve eğer istersem bir etkinlik düzenleyebileceğimden söz ediyordu. Bunu okuduktan sonra yapılanlardan çok etkilendim ve “ben ne yapabilirim?” diye düşündüm. Edebiyata çok meraklı olduğum ve gençlerle birlikte vakit geçirmeyi sevdiğim için okuma etkinliği düzenlemeye karar verdim.
Bu haberden sonra gönüllü olarak katılmak isteyen olursa nereye başvursun?
Gönüllü olarak katkıda bulunmak isteyenler Ergen Psikiyatrisi klinik şefi Kemal Sayar’a başvurabilir. Tiyatrocular gelip böyle çalışmalar yapabilir. Yıldız Teknik Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde Toplumsal Dayanışma Projesi diye seçmeli bir dersimiz var. Bu dersi alan öğrenciler çeşitli sivil toplum kuruluş örgütlerine gönderiliyor ve gönüllü olarak hizmette bulunuyor. Biz buradaki Ergen Psikiyatrisi Bölümünü de bu kategoriye dahil ettik. Buraya gelen öğrencilerimiz,hastalara uygun olarak seçilen filmleri izletiyor ve film hakkında sohbet ediyor. Mesela bir öğrenci her gelişinde farklı bir müzik dinletiyor; sonra müzik hakkında sohbet ediyorlar.
Bugüne kadar hangi yazarlar geldi?
İlk olarak kuzenim olması nedeniyle ulaşılması kolay olan Mario Levi ile başladık. İki kez gelip yazmak ve okumak hakkında söyleşi yaptı. Daha sonra Ataol Behramoğlu şiir dinletisi düzenledi. Çocuklardan bazıları ezbere bildikleri şiirleri Behramoğlu ile birlikte okudu. Gülten Dayıoğlu, İpek Ongun, Karin Karakaşlı ve Berfin Berberyan da gelenler arasında.
Tanınmış kişilerin gelmesinin çocuklar üzerinde olumlu bir etkisi oldu mu?
Buradaki gençler, belli bir yere gelmiş insanların kendilerininkine benzer sorunlar yaşamış olabileceğini düşünmüyor. Oysa bu yazarlarla sohbet ettiklerinde durumun farklı olduğunu görüyorlar. Örneğin, yazarlardan biri kendisinin de üç yıl terapi gördüğünü; bir diğeriyse çok küçük yaştayken babası tarafından terk edildiğini söyledi. Mesela bir yazara ilk hikayesinin ne zaman yayımlandığını sordular. Yazarın cevabı “yazmaya başladıktan 15 sene sonra” oldu. Bu bilgiler doğrultusunda isteklerimizin bir anda gerçekleşmediğini ve sabretmenin önemini fark ediyorlar. Böylece yalnız olmadıklarını anlıyorlar. Yazarların ziyareti kendilerini değerli hissetmelerine de sebep oluyor aynı zamanda.
Wednesday, January 3, 2007
Subscribe to:
Post Comments (Atom)
No comments:
Post a Comment